× GİRİŞ / KATIL
tr
tr
GİRİŞ / KATIL
Çocuğun Yetişmesinde Farklı Kültürlerin Etkisi
18 Ocak 2022 Salı
Çocuğun Yetişmesinde Farklı Kültürlerin Etkisi

Çocukların yetişmesinde farklı kültürel perspektiflerin etkisini uzun zamandır düşünüyorum. Bu soruyu ilk olarak farklı kültürlerdeki koruyucu ailelik uygulamalarını incelerken ele almaya başlamıştım. Afrika’da çocukların kabile içinde herkesin sorumluluğunda yetişmesi çoklu bağlanma dediğimiz kurama yol açıyor. İslam kültüründe koruyucu aile ve evlat edinme uygulamaları mahrem-namahrem gibi kavramlarla ele alınarak korunmaya ihtiyacı olan çocuklara farklı destek mekanizmaları öngörülüyor. Batı kültürü tekli bağlanma üzerinden şekilleniyor ve kan bağı vurgusu fazla değil. Asya’ya gittikçe kan bağı vurgusu öne çıkıyor, hatta kan bağınız özgeçmişinizdeki en önemli unsur olarak görülüyor.

Kültürel etkilere ilişkin yıllar içinde çokça gözleme şahit oldum. Birçok kişinin de gözlemlerini dinledim. “Ortadoğu’daki çocuklar neden fazla ağlıyor?” bunlardan biriydi. Balıkesir’de çalışırken dağcılık kulübünde en büyüğü dokuz yaşında dört çocukla 15 km. dağ yürüyüşlerine gelen İngiliz çiftin çocuk yetiştirmeye yaklaşımı beni çok şaşırtmıştı. Batı kültürünün son üç yıldaki baskınlığı nedeniyle giderek Batı’daki çocuk yetiştirmeye öykünen çokça kişi var. Bu kişilerin kendi kültürleri ile Batı kültüründeki çocuk yetiştirmeyi karşılaştırıp kimi zaman kendi kültürlerine haksızlık da edercesine Batı’daki çocuk yetiştirmeye öykündüğünü görüyorum. Bu öykünmeleri zaman zaman ters yüz de etmek gerekli. Victoria Dönemi İngiltere’sinde mürebbiye dediğimiz öğretmenlerle uzun vakit geçiren çocuklar anne babalarını yalnızca çay saatlerine görürmüş. Bağlanma kuramının öncüsü Bowly, bu tarz bir çocukluk geçirip bu sistemi eleştirmek için teorisini geliştirmiş.

Arap kültürünü görünce Arapların çocuklarının çok erken gelişmesine izin verdiklerini görmüştüm. 14 yaşında geçici ehliyet alabilen çocuklar da vardı, annesinin/ailesinin namusunu korumak için o yaşlarda beni mahrem alanlardan uzaklaştırmaya çalışan da. İran kültüründe ise çocukların bizden daha geç olgunlaştığını gözlemliyorum. Dışarıda, çocuk dostu mekanların eksik olduğu, ailelerin genelde kapalı ortamlarda vakit geçirdiği, kamusal alanın çok sıkı kontrol altında olduğu ülkede villa-ev gibi şehirden uzak sayfiye yerlerinde üç neslin aileleriyle vakit geçirdiği İran şehirlerinde çocuklar ailenin uzantısı gibi algılanıyor. Bu da geç olgunlaşan çocuklar demek. Antropolog Clifford Geertz’in “thick description” dediği içeriden gözlemlemeye çalışınca hiçbir şeye iyi mi, kötü mü dememeyi öğreniyor insan.

Türk kültüründe çocuk yetiştirmeye dönersek. Türkiye her haliyle bir kavşak ülkesi. Batı, Rus etkisi, Ortadoğu, İran ve hatta Orta Asya’dan gelen göçebeliğin bıraktığı izler kültürümüzün her noktasında var. Çocuk yetiştirme de buna istisna değil. Evet çocuklarımız ağlıyor. Evet Batı ülkelerine göre daha toplulukçuyuz, doğu ülkelerine göre daha bireyselciyiz. Evet çocuklarımızın sırtına Batı’dan daha geç sorumluluk yüklüyoruz. Çocuklarımızın bireyselleşmesine yeterince izin vermiyoruz. Şehirlerimiz Batı’dan daha az çocuk dostu ama Doğu’dan çok daha fazla çocuk dostu. Tüm bu etkilerin içinde bize düşen, kültürümüzü daha çok çocuk dostu kılabilmek. Bazı durumlarda, Gandhi’nin Hindistan’daki eşi ölen kadının öldürülmesini yasaklaması, çocuk fuhuşunun kültürümüzün bir parçası diye savunulmasını kınaması gibi gerektiği zamanlarda çocuk dostu olmayan ama kültürümüze yerleşmiş uygulamaları dışlamak gerekli. Bunun için de uzman olmaya gerek yok. Çocuğun iyi olma halini anlayıp hissetmek ve buna uygun davranmak yeterli.

 

Abdullah OSKAY

ChildOn, Öncü


 

Other Blog